Devrân, kıyâmda cehren ve vecd hâlinde dönerek yapılan bir zikir şeklidir. Bu usûl, öteden beri dervişlerle zâhidler arasında tartışma konusu olagelmiştir. “İslâm’da devrân var mıdır?”, “Devrân câiz midir, değil midir?” gibi sorular etrafında şekillenen bu münakaşaların, zâhidler devrinden Osmanlı dönemine kadar uzandığı; kaleme alınan eserler ve verilen fetvâlardan açıkça anlaşılmaktadır.
Söz konusu tartışmalar, toplumun gündemini uzun süre meşgul etmiş ve zamanla her iki taraf için de kanayan bir yara hâline gelmiştir. Hatta içlerinde şeyhülislâmların da bulunduğu bazı ulemânın, devrân zikri aleyhine fetvâlar vermesiyle mesele daha da dallanıp budaklanmıştır. Bu konuya dair farklı dönemlerde yazılan risâleler, neredeyse müstakil bir külliyat oluşturacak hacme ulaşmıştır.
Bu risâlelerden biri de Doğanî Mustafa Baba’ya aittir. Mısrî şeyhi Doğanî Hacı Mustafa Halvetî (d. Bolu ? – ö. Edirne 1717), mürşidi Karabaş-ı Velî Hazretleri’nin Arapça kaleme aldığı Risâle-i Devrân’ı, yine onun emriyle Türkçe’ye tercüme ederek devrân meselesine dair literatüre önemli bir katkı sunmuş, adeta konuya nokta koymuştur.
Doğanî Mustafa Baba, Halvetî-Şabânî büyüklerinden Karabaş-ı Velî’nin (ö. Kahire 1686) yetiştirdiği son halîfedir. Aslen Bolulu olan bu zât, Şabânî erkânının Arap coğrafyasında yayılmasına vesile olmuştur. Nitekim Ortadoğu ve Afrika’da geniş bir sahaya yayılan Halvetiyye’nin kollarından Bekriyye’nin pîri Mustafa el-Bekrî Hazretleri’nin mürşidi Abdüllatîf-i Halebî, Doğanî Mustafa Baba’nın yetiştirmesidir.
Bu yönüyle Doğanî Mustafa Efendi, tasavvuf tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Günümüzde Afrika’nın çeşitli bölgelerinde farklı isimlerle faaliyet gösteren Halvetî zümreler, irfânî hayatlarını büyük ölçüde ona borçludurlar.

Hermes Trismegistus’un Tasavvuf Risalesi ve Şerhi
Tasavvufa Dair; Tasavvuf Bi't-Tarikat
Yunus Emre Hayatı ve Dîvânı
Bir Erenin Söyledikleri 


Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.