Yûnus Emre’de gönül, insanın kendisini ve yaratıcısı hakkındaki gerçeği bulabileceği manevi bir alan, bir tapınaktır. Yûnus’un hocası Tapduk Emre, bu gerçeği basit ve derin bir ifadeyle özetler: “Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı.” Bu anlamda kalp – “gönül” – ruhani yolun merkezi haline gelir. Gönül kelimesinin kendisi derin bir sembolik anlam taşır. Türkçe’de bu kelime parlaklık ve içsel ışıkla ilişkilidir. Göz ve köz (kor) kelimeleri gibi, içten yanan parlaklığı, ışık imgesini içinde barındırır. Kalp, bu parlaklığın doğduğu yerdir.
Ancak kalp kendi başına parlamaz. Kişi onu tutkuların tozundan, bencilliğin dikenlerinden ve dünyaya olan bağlılığından ne kadar arındırırsa, efendisi o kadar çok içinde kendini gösterir. Bu gerçekleştiğinde, kalp yaratıcının tahtına dönüşür.
Sufi geleneği, insanın içsel yolunu ruhun 7 aşaması ile tanımlar. İlki emmaredir – kötülüğe yönelten ruhtur. Onu levvame izler – kendi hatalarını suçlamaya başlayan ruh. Ardından mülhime – ilham alan ruh ve mutmainne – sakinleşen ruh gelir. Sonra razziye – yaratıcıdan memnun olan ruh ve marziye – yaratıcının memnun olduğu ruh gelir. En yüksek derece ise kamil yani mükemmel ruhtur.
Başlangıçta insan egosunun etkisindedir. Ancak içsel arınma başladığında, yavaş yavaş ruhun yolcusu – ruh – haline gelir. Bu andan itibaren gerçek manevi gelişim başlar.
Yûnus Emre sık sık, içsel çalışma olmadan kalbin taş gibi kalabileceğini hatırlatır. Bu yüzden şöyle sorar: “Taş gönülde ne biter?”
Yûnus’a göre Gönül Darlığı
Ve yine: “Kimde varlık var ise gitmez gönül darlığı.” der. Peki eğer kalp Yüce Olan’ın tahtıysa, neden onu daraltıyoruz? Yûnus’a göre bunun nedeni, dünyanın sık sık insanın önünde bir perde haline gelmesidir. İnsan arzuların ve endişelerin çokluğunda kaybolduğunda, Tanrı’nın tezahürü onun kalbinde ortaya çıkamaz.
Yûnus’a göre gerçek derviş, “Ben dervişim” diyen kişi değildir. Kendini ilan eden kişi, yolu henüz anlamamıştır. Gerçek dervişin kalbi geniş ve özgürdür. O, egodan ve “ben” ile “sen” arasındaki ayrılıktan özgürdür. Kalp ayrım yapmayı bıraktığında genişlemeye başlar. Geniş kalp, var olan her şeyi kabul eden kalptir. İşte bu şekilde insan birliğe (vahdete) yaklaşır.
Bu nedenle Yûnus, Hazreti Ali’nin, insanın kendini küçük bir varlık olarak görmemesi gerektiği sözlerini hatırlatır. İnsanda tüm evren gizlidir. Ancak özellikle dikkat çektiği bir şey vardır: insan kalbini incitmemek. Yûnus, bir insan bir kalbi kırarsa, dua artık gerçek bir dua olmaz, der. Gerçek yol, insanın hem kendi kalbine hem de diğerlerinin kalbine girmeyi öğrendiğinde başlar. Orada “ben” ve “sen” arasındaki sınırlar ortadan kalkar.
Buradan, Sufi geleneğinin en derin mesajlarından biri de çıkar: Tüm milletlere tek bir gözle bakmak! Yûnus, tüm insanları tek bir bütün olarak göremeyen kişinin gerçeklerden uzaklaştığını söyler. Çünkü diğerinde gördüğümüz şey, kendi durumumuzun bir yansımasıdır.
Sufi yolu alçakgönüllülük gerektirir, gurur, kıskançlık, öfke ve gösteriş manevi yolculuğu engeller kalbi daraltır. Bu engeller ortadan kalktığında, gönül yaratıcının tahtı haline gelir. O zaman insan, gönlün iki dünyanın, insan dünyası ile ilahi dünyanın buluştuğu yer olduğunu anlamaya başlar.
Ve o zaman Yûnus Emre’nin sözleri en derin gerçeğini ortaya çıkarır:
* Bu makale, Yûnus Emre araştırmacısı Mustafa Tatcı‘nın verdiği bir konferansa dayanarak Bulgarca hazırlanmıştır.
Haber linki: https://portal12.bg/publikatsii/%D0%94%D0%BE%D0%BC%D1%8A%D1%82-%D0%BD%D0%B0-%D0%9F%D1%80%D0%B8%D1%8F%D1%82%D0%B5%D0%BB%D1%8F-%D1%81%D1%8A%D1%80%D1%86%D0%B5%D1%82%D0%BE-%D0%B2-%D1%83%D1%87%D0%B5%D0%BD%D0%B8%D0%B5%D1%82%D0%BE-%D0%BD%D0%B0-%D0%AE%D0%BD%D1%83%D1%81-%D0%95%D0%BC%D1%80%D0%B5-1-9712

