MUSTAFA TATCI’YA GÖRE AHMED YESEVÎ

Ahmed Yesevî kimdir?

Mustafa Tatcı Hoca bu soruya şu veciz cevabı vermektedir: “İslam’ı en doğru anlatan, Kuran ve sünnete göre ve Türkçe anlatan ilk büyüğümüzdür.”

Bu tarifin üzerinde burada biraz duralım.

Bu sözlerde İslâm’ın hakikatini, irfanını, aşkını yaşayan bir ârife ve onun izinden gelenlere atıf vardır. Bu anlamda Ahmed Yesevî hazretlerini anlamak, Türklüğün mânevî değerleriyle beraber bize Anadolu’nun kapılarını açan, cihangirâne fetihlerle cihan devleti kurduran o manâyı da anlamak demektir.

Ahmed Yesevî hazretleri, Türkistan’dan bilhassa Anadolu’ya gönderdiği dervişleri ve Horasan erenleriyle bu coğrafyayı mayalan bir pîr-i Türkistan’dır. Tatcı Hoca’ya göre “Bilinen bir gerçektir ki, Anadolu Yesevî Hazretlerinin gönderdiği kendilerine ‘Horasan Erenleri’ tâbir edilen dervişler tarafından fethedilip mayalanmıştır. Anadolu’nun her köşesinde bir Horasan Ereni’nin kabri görülebilir. Bu zâtlar, Ahmed Yesevî’nin veya onun yetiştirdiği halifelerin eğittiği kişilerdir. Bunlar, tâbiri câizse başlarına koltuklarına alarak, şehit olma arzusuyla yola çıkmış erenlerdir. Tabii ki Anadolu’nun fethinde toprak fethetme gayesi yok idi. Gönülleri fethetme gayesi vardı. Dolayısıyla bunlar, beldelerin fetihlerine değil, gönüllerin fethine çıkmış insanlardır.” (Mustafa Tatcı, Aşktan Söyler Bu Dilim Yûnus Emre, Niyâzî-i Mısrî ve Türk-İslam Tasavvufu Hakkında Konuşmalar, H Yayınları, İstanbul 2019, s. 102.)

Gönüllerin fethi, fetihlerimizin kalıcı olmasının, gittiğimiz yerleri vatan kılmamızın da sırrıdır.

Gerçekten de Anadolu’ya akın akın gelen Horasan erenleri buranın Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında çok ciddi, kalıcı ve tesirleri yüzyıllara yayılan faaliyetlerde bulunmuşlardır. Birçoğu savaşlarda şehit olan, yerleşim yerlerinin kurulmasına öncülük eden, başında bulundukları boylarla ve gruplarla bu topraklara gelen, kısaca burada bir medeniyeti kurulmasına, büyümesine ve yerleşmesine vesile olan Hak erenler bugün Anadolu’nun birçok yerinde vatanın bir mührü gibi orayı beklemektedir.

Horasan erenleri hangi adla anılırsa anılsın çok bilinçli bir fetih ve göç hareketinin liderleri durumundaydı. Yesevî hazretlerinden aldıkları himmetle yola çıkan bu gönül erleri, nereye ayak bastıysa orayı vatan kılmışlardı.

Köyler, kasabalar, şehirler deyince akla ilk onlar gelmektedir veya gelmekteydi. Onların adıyla anılan çoğu yerde bugün dahi mevcut yerler, mevkiler, tepeler vardır Anadolu’da. Himmetlerinin devam ettiğine inanılır. Türbeleri ve mezarları ziyaretgâhtır. Darda kalanlar bu mekanlarda ellerini, Yaradan’a açarak dertlerine derman diler. Horasan erenlerinin kabirlerinin bulunduğu tepelere yağmur duası ve hacet için çıkılır.

Mustafa Tatcı Hoca’nın “dört büyükler” dediği Yesevî, Yunus Emre, Mevlânâ ve İbn Arabî hazretlerinin tesiri bu topraklarda hâlen câridir. Onlar içerisinde özellikle Ahmed Yesevî hazretlerinin eserleri ve yetiştirdiği zevat dikkati çekenlerdendir. Hazret, Yûnus Emre’den önce onu hazırlayan mübarek havayı yetiştirdiği Horasan erenleriyle himmet buyurmuştır. Mustafa Hoca “Ahmed Yesevi” şiirinde Ahmed Yesevî hazretlerini şöyle anlatır:

Türkistan’ın kalbi Ahmed Yesevi

Aşk ile donatmış tüm gönülleri

Toplamış başına Alperenleri

Demiş yiğitlere erlik yolu bu

Erenler hakiki yârlık yolu bu

Mustafa Hoca’ya göre Ahmed Yesevî hazretleri de tıpkı Yunus Emre gibi kurucu bir şahsiyettir. Türkçeye ve Türk kültürüne can verenlerden, nefes üfleyenlerdendir Ahmed Yesevî. Onların müstakilen ele alınması, haklarında romanlar, hikâyeler, senaryolar yazılması gerekir. İçimizden yeni Ahmed Yesevîlerin çıkması onun manâsını anlayan ve yaşayan gönüllerle mümkün olabilir.

Bu anlamda Tatcı Hoca’nın bazen tek başına hikmetlerin açıklanmasına yönelik sohbetleri de olmuştur. Yine Ahmed Yesevî hazretlerinin hikmetleri ve hayatıyla ilgili H Yayınları arasında çıkan değerli eserlerin neşri de bu mesaiyle birlikte değerlendirilmelidir.

Mustafa Hoca’ya göre Türk Edebiyatı’ndaki en büyük mekteplerden birisi Ahmed Yesevî hazretleridir. Sonra Yunus Emre ve Niyâzî-i Mısrî, edebiyatımızın iki büyük mektebidir. Bunlar esasen birbirinden farklı mektepler değildir. Bu şahsiyetler birbirinden farklı, isimleri etrafında meydana gelen kültür bambaşka edebî mekteplermiş gibi değerlendirilemez. Divân-ı Hikmet üzerinden yaptığı bir sohbetinde Mustafa Hoca şunları söyler:

“Bendeniz Türk tasavvuf edebiyatı sahasında çalışmalar yapıyorum. Bütün incelemelerimden sonra vardığım sonuç şudur: Türk kültür tarihimizde üç büyük mektep var. Bunlardan bir tanesi Ahmet Yesevi mektebi, diğeri Anadolu sahasında Yunus Emre mektebi ve bu Yunus Emre mektebinin içinden çıkan ikinci bir mektep daha var. O da Niyazi-i Mısri mektebi. Bu üç büyük mektep aslında bir tek mektebin devamı sayılabilir. Bunlar, birbirinin takipçileri ve tamamlayıcıları olan zatlardır. Birinin ismini çıkarıp diğerinin ismini koysanız yine aynı anlama gelir.”

Sonuç olarak Ahmed Yesevî hazretleri, Türklüğün aşk ve irfan mayasının kaynağı olan mutasavvıf bir şahsiyettir. Mustafa Hoca hazretin hem sevilmesi ve hem de okunması gerektiği üzerinde durur. “Divan-ı Hikmet’i okuyalım, okutalım.” mealindeki cümlelerle özellikle gençleri bu hususta teşvik etmektedir. Bunların yanı sıra Çağrı filmi çapında bir Ahmed Yesevî filmimiz olması gerektiğine dâir haklı bir düşüncesini zaman zaman dile getirmektedir. Yine hocaya göre bunlar aslında geç kalınmış teşebbüslerdir.

Yukarıda bir vesileyle ifade edildiği gibi gerek derslerinde ve seminerlerinde gerekse şiirlerinde Ahmed Yesevî hazretlerini ve dervişlerini Mustafa Tatcı Hoca’nın veciz, özlü ve dinleyenleri kuşatıcı bir biçimde anlattığı, onun bu topraklarda hâlâ devam eden himmetini bize hatırlattığı görülür.

Yesi’den desturla hikmet saçtılar

Diyâr-ı Urum’da gönül açtılar

mütekerrir beyitli şiirinde Tatcı Hoca, Yesevî dervişlerinin, Ahmed Yesevî’den aldıkları emâneti Anadolu’ya nasıl taşıdıkları anlatır. Buradaki “hikmet saçmak” ve “gönül açmak” tabirleri çok önemlidir. Yesevî dervişlerinin misyonu bu tabirlerle dile getirilmektedir. Bu ifadeler bir bakıma İslâm’ın derinliğini ve irfânî zenginliğini de yansıtmaktadır. Bu anlamda gönül açmak, bir yerin fethi ve oranın vatan edilmesi için kullanılmıştır. Osman Gazi’nin Orhan Gazi’ye söylediği rivayet edilen “İstanbul’u aç gülzâr yap” hedefi de hemen hemen aynı şeyi ifade eder. “Dünyayı güzelleştirmek” ve burayı yaşanabilir kılmak fikri sadece savaşmakla değil, aşk ve bilgiyle her yeri inşa eden bir medenî görüşün tezahürüdür. Şüphesiz bunda erenlerin, bilhassa Yesevî hazretlerinin himmeti söz konusudur.

Yesevî hazretlerinin hikmetleri, Divan-ı Hikmet adında âbidevî eserinde bir araya getirilmiştir. Artık bundan sonra Türkçenin bir irfan dili hâline geldiğini görmekteyiz. Tatcı Hoca bir yerde şöyle der:

“Yesevî hazretleriyle birlikte Türkçe bir aşk, irfân ve manâ dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Hazret-i Türkistan mahallî Türkçeyi vahyin gücü ile tezyin ederek semavîleştiren ve anadilini bir ‘manâ dili’ haline getiren ilk Türk mutasavvıfıdır. Aynısını Yunus Anadolu’da yapmıştır vesselam.”

Tatcı Hoca’nın Ahmed Yesevî’yle ilgili bazı yayınları da var. Burada “Yesevîlik Bilgisi” adını taşıyan çalışması ilk olarak zikredilebilir. Yine Tatcı Hoca, Ahmed Yesevî Üniversitesi tarafından yayınlanan Divan-ı Hikmet’in editörlüğünü üstlenmiştir.

Mustafa Hoca, Ahmed Yesevî hazretlerinin misyonunu Türkiye’de en iyi anlatanlardan birisidir. Çünkü Yesevî hazretleri değişik mahfillerde sadece edebî ve kültürel bir mevzu olarak mevzu bahis edilmektedir. Halbuki bu topraklarda onun manâsı hâlâ yaşatılmaktadır. Bu millet küllerinden yeniden doğduğunda Yesevî hazretlerinin büyklüğünü yeniden hatırlayacaktır. Tacı Hoca’nın şu sözlerini okuyalım: “Yesi’den Rumeli’ne bu coğrafya Yesevi’nin ateşli çerağıyla aydınlanmıştır… İthal düşüncelerle bu çerağ yeniden yanmaz. Küllerin altında gizli olan köz sönmemiştir… Bu çerağı hep birlikte yeniden tutuşturacağız.”

Tatcı Hoca şiirle de yakından ilgilenmiş biri olarak bazen Yesevî hazretlerinin tarihî ve kültürel misyonunu, tasavvufî yönünü, hizmetlerini ve Yesevî dervişlerini konu alan muhteşem manzumeler kaleme almıştır. Aşağıda okuyacağımız “Ahmed Yesevî” adlı şiir bunlardan birisidir:

Türkistan’ın kalbi Ahmed Yesevî

Aşk ile donatmış tüm gönülleri

Toplamış başına Alperenleri

Der ki yiğitlere erlik yolu bu

Erenler hakiki yârlık yolu bu

Melâmet sırrını Arslan Baba’dan

Alıp fakr donunu giymiş abâdan

Vermiş icâzeti YûsufHemedân

Der ki son ucunda gürlük yolu bu

Nefsini bilenin hürlük yolu bu

Bu yeşil kubbede ses bırakan pîr

Hikmetli sözlerle anlatıp bir bir

Vahyin dili ile Türkçe seslenir

Der ki Türkistan’a birlik yolu bu

Aman ha dağılma dirlik yolu bu

Tekbîr sesleriyle sulanan bozkır

Rüzgâra karışıp Hû yankılanır

Yesevi türbeden nûruyla balkır

Der ki Hakk’a seferberlik yolu bu

Dilde tevhid, nefse erlik yolu bu

Tatcı Hoca Yesevî dervişlerinin Orta Asya’dan Anadolu ve Balkanlara taşıdıkları aşk çerağını şiirlerinde ne güzel anlatır! Mustafa Hoca bunu “gönül açmak” tabiriyle ifade eder ki, herhalde Yesevî dervişlerinin bu topraklarda başardığı şeyi en iyi bu kelimeler anlatır.

Anadolu ve bütün bir Türk coğrafyası, Ahmed Yesevî hazretlerinin mübarek hayâlinden ibaret bir vatandır. Onun kutlu nefesi bu güzel coğrafyada hâlâ duyulup hissedildiğine göre ve vatanımızın dört bir yanında medfun Horasan Erenleri’ne bakarak bunu düşünmekten doğal ne olabilir!

Kaynak: www.afyonkenthaber.com/yazarlar/yasin-sen/mustafa-tatci-ya-gore-ahmed-yesevi/1461/

Bir yanıt yazın