Yazarımız Mustafa Tatcı'dan Yardımcı Doçentlik Hakkında Yazılı Açıklama

Yazarımız, Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mustafa Tatcı, yardımcı doçentlerle alakalı yapılan yeni düzenleme ve kendisiyle alakalı medyada çıkan haberler hakkında sosyal medya hesaplarından yazılı açıklamada bulundu. 

 

YARDIMCI DOÇENTLİK KONUSUNDA YENİ ŞAFAK GAZETESİNDE YAYINLANAN HABER ÜZERİNE ZARURİ AÇIKLAMA

 

Yeni Şafak Gazetesinin yeni öğretim üyeliği taslağı ve yardımcı doçentlerin durumuyla ilgili olumlu olumsuz yönleri değerlendirmem için sorduğu sorulara telefonla verdiğim cevaplar, habercinin bazı cümleleri cımbızlayarak yaptığı değerlendirmeler  ve benim ağzımdan kurulan cümleler sonunda yanlış anlaşılmalara sebep olmuştur. Bendeniz konuyla ilgili "skandal bir itirafta"! bulunmadım. Zira itiraf, yaptığın bir cürmün anlatılmasıdır.  Yaptığımız değerlendirme başta Yardımcı Doçentlerin yeni taslağa göre durumu, Fetö’nün üniversitelere hakim olduğu dönemde yabancı dil sınavlarında kendisi yerine başkalarına sınava sokarak dili geçen ve şimdilerde çoğu prof. olan kişilerin durumu ve yabancı dilde yaptırılan yahut yazılan master, dr. tezleri yahut uluslar arası indekslerde taranan dergilerde yabancı dille yazılan makelelerin doğruluğu veya yanlışlığı üzerine idi. Bu telefon konuşmasını Haberci kendine göre eğip bükerek içinden bir haber çıkarmıştır.

*

Bendeniz 1995 senesinden beri ÖSYM'nin düzenlediği hiç bir yabancı dil sınavına girmedim, girmeye de teşebbüs etmedim. (Bazı arkadaşlarım sınav belgesi getirip biz dolduralım diye zorladıkları halde girmedim!) Bundan sonra da girmeyi düşünmüyorum. Her biri Dr., Doçentlik veya profesörlük takdim tezi olabilecek 150 kadar yayınlanmış eserime rağmen senelerden beri luzumsuz kaidelerle tartışılan yardımcı doçentlik mevzuundan dolayı da yaş sınırını beklemeden emekli olmayı düşünüyorum. 25 seneden beri verdiğim yardımcı doçentlik dosyalarından sanırım 10 tane prof. çıkardı…Kim ne yaparsa yapsın, şu ana kadar ortaya konulan kaideler bu memlekete ve memleket evladlarına, ilim hayatına darbe vurmuştur vesselam.

Yukarıda belirttiğim üzere 1995 senesinden beri ÖSYM'nin düzenlediği hiç bir yabancı dil sınavına girmedim, girmeye de teşebbüs etmedim. Tıpkı benim gibi sevgili arkadaşım M. Kayahan Özgül de öyle yaptı. Biz ikimiz kendimizi eser ve bilgi üretmeye ve öğrenci yetiştirmeye adayan iki kişiyiz. Bunun neticesinde yapılan herşey ortadadır. Her biri Dr. Doçentlik veya Prof. taktim tezi olabilecek onlarca eserimiz piyasada bulunmaktadır. Merak edenler alıp okuyabilir.

 

*

Söz konusu Yenişafakta benimle ilgili çıkan haberin başlığı yanlıştır. Biz yardımcı doçentlik konusunda kendimizle ilgili herhangi bir itirafta bulunmadık, İtiraf bir cürm işleyenin yapacağı şeydir. Biz sadece YÖK’ün yeni taslağını yorumladık.Bu sebeple Gazetedeki :

"Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tatcı Yeni Şafak gazetesine yaptığı açıklamada skandal itiraflarda bulundu." ibaresi yanlıştır. Bendenizin konuşmasında böyle bir sansasyon yaratacak ibare yoktur.

*

Yine haberde "40-50 akademisyen kendilerinin yerine başkalarını sınava soktu" ibaresi, benim ağzımdan çıktığı şekliyle değil kendilerince yorumlanarak alınmıştır. Malumdur ki, bu konu son 10-15 senedir, yani Fetö meselesinin gündeme geldiği zamana kadar üniversitelerde ve tabii ki Gazi Üniversitesinde zaten bilinen ve ağızdan ağıza dolaşan bir şaibenin ifadesidir. Bu ibare, bendenizin ağzından çıktığı şekliyle "Fetönün üniversitemizde yapılandığı dönemde 40-50 öğretim üyesinin (belki de daha fazla?) kendilerinin yerine başkalarını sınava sokarak doçent olduğu şaibesi dilden dile dolaşıp durmuştur." şeklinde idi. Bunların kim olduğunu bendenizin bilmesi mümkün değildir. Zira gizli döndürülen dolapları bilmek imkansızdır. En azından bendeniz böyle bir yola asla tenezzül etmediğim gibi kimlerle bu fırıldak çevrildi onu da bilmem. Bunu dışarıdan bilmenin imkansızlığı ortadadır.

Hile ile yabancı dili alıp doçent ve prof. olan, devletimizin imkanlarını gaspeden, haksız yolla prof. olup ve hatta dekan ve rektör olan bu kişileri tespit etmek şimdilerde mümkün değilse de bunun bir kriteri kanaatimce şudur:

Yabancı dili mesela Fransızca olan biri 3-4 sefer bu dilden sınava girdiği ve sonuç itibariyle 20-30-40 civarında not alabildiği halde son seferinde dilini değiştirip mesela İngilizceden girip bir anda 80 alan kişiler vardır. Yahut da aynı dilden çok aşağılarda gezdiği halde bir anda yüksek not alan kişiler… Bu yüksek notlar bir anda nasıl alınmıştır? Tabii ki söylediğim metodla... Yani hile ile. Bu mevzu o günlerde yani bundan 10-15 sene öncesinde ÖSYM'deki fetöcüler kanalıyla notlarla oynanarak da yapılıyordu diye kulağımıza gelen bilgiler olmuştur. Bu şaibelerin bütün öğretim üyelerince bilindiği bir gerçektir. Bu tip kişilerin tesbiti YÖK'ten kolaylıkla yapılabir.

*

Bizim 1995 senesinde son girdiğimiz Fransızca sınavında aldığımız kapı gibi bir 50'limiz var. Bildiğimiz kadarıyla karalayıp alnımızın akıyla aldığımız bir 50. Bunun üzerine 70 alacağım diye yapacağım çalışmaları bırakmak doğrusu hiç işime gelmezdi. Biz bu dünyaya karıyer yapmaya gelmedik. Öğrenmeye geldik. Ve şimdi anlıyorum ki 5 sene daha harcayıp yabancı dille uğraşsa idim yazdığım kitapların yarısını yazamazdım. Birileri, insan 25 senedir yabancı dil öğrenemez mi diye laf atabilir...onlara diyeceğim şu ki, ey sen! Sen benim yayınladığım kitaplarımın dilini anlayabiliyor musun? Hele bir bak bakalım sonra gel konuşalım...

 

Haberde " 25 yıldır yardımcı doçentlik yapan Tatcı’nın.." denmektedir. Bu doğrudur ve  bendeniz hiç bir zaman doçent veya prof. olamadım diye iç geçirmedim, düşünmedim ve bu konuyla ilgilenmedim. İşime baktım. Bundan da pek çok öğretim üyesi gibi hiç gocunmadım. Evet sadece işime baktım ve bilgi ürettim, eser yazdım, devletimi, milletimi, geleceğimizi düşündüm. Bugün kendi sahamda birilerinin yazdıklarından dipnot düşen biri değil, dipnot düşülen biriyim. Hatta diyebilirim ki kendi sahamda muhtemelen en çok atıf sahibi hocalardan birisi de bu fakirdir.

*

Haberde yer alan 4 bin dolara bu dil meselesi alınıp satıldı mevzuuyla ilgili bilgi de Gazideki ve tabii diğer üniversitelerdeki öğretim üyelerinin çoğunun bildiği, duyduğu bir şeydir. Geçmiş dönemlerde (tarihini hatırlamıyorum Gaziantep ünv. de bu konuyla gündeme gelmişti!). Biz bu parayı malum şebekeyi tanısak da vermeyeceğimiz, eve haram para götürmeyeceğimiz gibi, şahsen şu kişidir diye ispat edebilecek durumda olsaydık ve bilseydik anında ihbar ederdik. Ama kime Süleyman Büyükberber denen Fetöcü rektöre mi? HAYIR tabii ki! Fetöcü olmayan güvenilir mercilere, doğrudan reis-i Cumhura! Bundan 10-15 sene önce sahi biz Fetönün ne menem şey olduğunu kesin olarak bilenler, kime güvenebilirdik ki?

İmdi yeri gelmişken ve Süleyman Büyükberber denen Fetöcü rektörle aramızda geçen bir konuşmayı da nakletmekte yarar görüyoruz. Şöyle ki:

Süleyman Büyükberber rektörlük için kapı kapı dolaşırken odamın kapısı açıktı ve selam verip yanıma geldi. O zaman onun Fetöcü olduğunu kimse bilmiyordu. Kendisine pek çok şey dedim. Biri de şu idi:

-Sayın Hocam, yapacaklarınızı anlattınız, fakat şu kendisinin yerine başkalarını sokarak yabancı dil sınavını başaran ve şimdi prof. olan pek çok kişi var, bunlar dilden dile dolaşıyor. Bunların bir kısmı da işini ÖSYM'den hallediyormuş, ortalıkta bir sürü şaibe dolaşıyor. Adamın dili Fransızca iken ertesi sefer İngilizce'den girip bakıyorsunuz 80 alıp geçiyor...Bunları ne yapacaksınız?

Rektör adayı! Bunlarla ilgili bir şey yapamayız Hocam dedi... Eee ben bu işten ne anladım o zaman dedim. Gel zaman git zaman kendisi de Fetöcü çıktı ve aynı uygulamalar devam etti gitti.

*

Haber metninde:

“YÖK'te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine direnen kişilerin olduğunu öğrendik. İçeride FETÖ’cüler ya da Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ters düşen bir grup var. Yapılmak istenenle yapılan arasında çelişki var. Gazi Üniversitesinde bildiğim 40-50 akademisyen 4 bin dolar vererek dil sınavına başkasını soktu ve sınavı geçtiler. Bana da teklif ettiler kabul etmedim.

25 yıldır yardımcı doçentlik hayatımda 200 eser yayımladım. 20’ye yakın profesör yetiştirdim. Buna rağmen dil barajı adı altında yapılan sınavı geçemedim diye önüme engel koydular. Yayınladığım eserlerin 150’ye yakını akademik çalışmadır. Bizlerin akademik bilginliğinden faydalanmak yerine rütbemizi düşürüyorlar" dedi.

Yine haberde o tarihlerde Fen-Edebiyat fak. bir arkadaşımın odasında otururken yanımıza birisi geldi Kim olduğunu bildiğim birisi değil. Konu yardımcı doçenlerin dili meselesi idi. Doğrusu ben bu konuda ne konuştum, ne de ilgimi çekti. Odadaki arkadaşlara ve tabii ki bana hitaben şakayla karışık bir eda ile "Hocam dedi siz 4 bin doları hazırlayın gerisini karıştırmayın..."

O kim olduğunu bilmediğim zata:

-Hadi oradan sen de deyip geçtik. Bu hadise en az 15 sene önce idi.

Fetö veya dönemin ÖSYM temsilcileri çoktan tezgahı kurmuş. Bunlar tabii ki sonradan anlaşılmaktaydı. Zira çevremizdeki bir kelime söyleyemeyen, İngilizce bir cümle kuramayan bazı yardımcı doçentler(!)  doçent ve prof. oluyorlardı. Bunları 15-20 seneden beri yardımcı doçent olarak göreve devam eden arkadaşlarımız da yukarıdaki idarecilerimiz de bilmektedir.

*

Bendenizi tanıyanlar bilir ki Gazi'de göreve başladığım günden beri (1986) gerek arkadaşlarıma gerekse öğrencilerime Fetönün bir uluslararası teşkilat olduğunu devletin başına bela olacağını söyleyip durdum. Öğrencilerim ve çevremdeki bütün öğretim üyesi arkadaşlarım bunu bilir. Yine bu vesile ile söyleyelim ki, 17 Aralık 2013 MGK kararından önce Fetö çetesine ait Kaynak yayın grubuna bir intihal hadisesinden dolayı dava açıp bunları “devletin imkanlarıyla terör örgütüne para aktarmak”ve devlete zarar uğratmak suçundan dolayı dava açan biriyim. (Dava tarihi, 5 Mayıs 2014) Bu dava kazanılmıştır ve yakında sonucu basında yayınlanacaktır. Tarihe dikkat ediniz! Cumhurbaşkanımızın  Fetö elebaşısının terörist olduğu anlatıp henüz kimsenin inanmadığı bir tarih! Davayı yürüten bütün hakimlerin fetöcü olmasına rağmen bu dava kazanılmıştır. Yani elimiz hiç bir zaman armut toplamamış gereken ne ise o yapılmıştır. Biz ferdi olarak bunlarla boğuşurken bir grup Fetöcü öğretim üyesinin gayr-ı meşru yollarla doçent ve prof. olmasına kesinlikle gönlümüz razı değildir.

Şimdi hile ile dilden geçerek doçent ve sonra prof olanlar (ki bunların çoğu kıdemli prof veya emekli olan kişilerdir) vicdanen rahat mıdırlar bilmem...

Biz devletin takdir ettiği vechile yardımcı doçentliğimize devam eden ve hiç bir moral bozukluğu yaşamadan bilgi üretmeye, eser yazmaya devam eden kişilerden biriyiz.

*

Bu yeni düzenlenen yasa taslağı da kanaatimce doğru değildir. Yabancı dil, Dr. öncesine çekilerek ilmi çalışmalar esas alınarak kısaca öğretim üyeleri Dr. Doçent ve Prof. olmak kaydıyla sade bir taslak hazırlanabilirdi. Bu kadrolarda herkesin benimseyeceği  sağlam kriterler ortaya kondu mu olay kendiliğinden çözümlenecektir.

Mevcut yardımcı doçentlerin de önü açılmalı ve bu kadro kaldırılmalıydı. Taslakta kadro kaldırılmakta fakat yardımcı doçentler dr. Öğretim görevlisi yapılmaktadır. Cumhurbaşkanımızın dediği bu değildir. “Nedir bu yardımcı doçentlik Allah aşkına!” derken bunların oyalanmasına razı değildir. Yani tenzil-i rütbeye razı değildir.. Doğrusu da budur.

Bu vesile ile kanaatimce bu mevzuda dikkat edilmesi gereken bir kaç husus daha vardır.

1) Hiç bir üniversitemizde -yabancı dil bölümleri hariç- Türkçenin dışında YLT veya DR. tezi yaptırılmamalı, tezlerde dilimiz öne çıkarılmalıdır. İlmi seviyemiz arttıkça dünya devletleri Türkçe üretilen ilmî konuları dikkate almak zorunda kalacaktır.

2-Özellikle Fen ve Teknik sahalarda yapılan ve buluş niteliği taşıyan araştırmalar devletimizin, milletimizin emrine verilmeden , patenti tescil edilmeden, yani bu buluş ve tekniklerden kendi sektörümüzü yaratmadan Uluslararası şebekelerin çıkardığı dergilerde yayınlanmamalıdır. Bu bilgilerin yabancı güçlerin emrine verilmesi bence vatan hainliğidir. Bu bilgilerin özetleri yabancı dillerde yayınlanabilir ama üretilen bilginin tümü Uluslar arası güçlerin eline verilmemelidir.

3-Bütün öğretim üyeleri doç veya prof. her sene belli bir seviyede araştırma yapmak zorunda bırakılmalıdır. Türkiyede % 90 prof. hiç bir bilgi üretmez durumdadır. Yazan çizen üreten hocalarımızı tenzih ederiz. Ama durum ne yazık ki böyledir.

4-Hocalar ders ücreti peşinde koşan birer zavallı konumuna düşmüştür.40 saat ders veren kişinin bilgi üretmesi bir aldatmacadır vesselam.

 

Şimdi yayınlanan haberde Cumhurbaşkanımıza eksik yahut yanlış bilgi verilmektedirler derken kasdettiğimiz bunlardır.

Bunun dışında özellikle devletimize ve değerlerimize düşman olan takma isimli Fetö kalıntılarının haberle ilgili değerlendirmelerinin hiçbir kıymet-i harbiyyesi yoktur.

Nihayet 1995’ten beri doçentliğe engel olan yabancı dil dahil diğer hiçbir engelle ilgilenmedim. Bundan sonra da ilgilenmeyeceğim ve ömrüm oldukça kütüphanenin baş köşesine konulacak kıymetli eserler vermeye devam edeceğim. Biz makam ve mansıbı Cenab-ı Hak’tan bekleriz. Tende canımız oldukça Devletimize, milletimize, değerlerimize düşman olan başta Fetö olmak kaydıyla herkesin karşısındayız vesselam.

Haber metnini kendi kafasına göre yontup biçen arkadaşımıza ve
İlgilisine duyurulur.

 

Mustafa TATCI

Denizli (KIZILCABÖLÜK)'de doğdu (12.02. 1961). Kızılcabölük Cumhuriyet İlkokulu, Ortaokulu (1966-1974) ve Denizli Lisesi'nde okudu. (1975-1978). Uludağ Üniversitesi Necati Bey Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu (1984). Gazi Üniversitesi'nde "Hayretî Dîvânı'nda Din ve Tasavvuf" konusunda yaptığı teziyle Yüksek lisansını (1986); "Yûnus Emre Dîvânı-İnceleme-Tenkitli Metin" adlı teziyle doktorasını tamamladı (1990). Askerliğini, Çankırı Assubay Hazırlık Okulu'nda Öğretmen Asteğmen olarak yaptı. Silvan E. Meslek Lisesi'nde Edebiyat Öğretmenliğinden sonra (1985-1986) Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak atandı. Halen aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

MEB Yayınlar Dairesi'nde yayın kurulu üyesi olarak da görev yapan Tatcı Ortaokul öğrencisi iken yazmaya başladı, Lise ve üniversite öğrencisi olduğu yıllarda  Denizli’nin mahalli gazetelerinde makaleler ve şiirler neşretti. 1986 senesinde başlayan ilmi çalışmaları halen devam etmektedir. Tatcı’nın Klasik Türk Edebiyatı ve özellikle Türk Tasavvuf Edebiyatı sahasında yayınladığı pek çok araştırma bulunmaktadır. Yurt içi ve yurt dışında pek çok konferanslar veren yazarın, Tv proğramları yanında ve bazı belgesel ve dizi filmlerinde danışmanlıklar da yapmıştır. Bunların arasında TRT tarafından çekilen Hacı Bayram Belgeseli ve Yunus Emre Aşkın Yolculuğu dizileri önemlidir. Tatcı Nükler Dr. Ebru Hanım'la evli olup Hamid ve Nezahat'in babasıdır.

 

YAYINLARINDAN SEÇMELER

Niyâzî-i Mısrî, Hayatı, Eserleri ve Fikirleri, 1984;

Yûnus Emre Bibliyografyası, 1988;

Şiir Burcunda Çocuk, 1993;

Niyâzî, Mansûrnâme, 1994;

Türk Edebiyatında Tasavvufî Rüyâ Tabirnâmeleri, 1995;

Kırımlı Selim Dîvâne, Miftâhü Müşkilâti'l-Ârifin Adâbu Tarîki'l-Vâsilîn, 1996;

Üzüm Dedesi Hüseyin Hulusî Efendi, 1997;

Edebiyattan İçeri, 1997;

Mustafa Rûmi Efendi, Dîvân, 1998;

Hayretî'nin Dinî Tasavvufî Dünyası, 1998;

İstanbul'da Buharalı Bir Mutasavvıf: Emir Buharî, 1998;

Türk Edebiyatında Hû Şiirleri, 1999 (4. baskı 2016);

Çavdaroğlu Müfti Dervîş, 1999;

Hüseyin Vassaf, Hayatı, Eserleri ve Şiirlerinden Seçmeler, 1999;

Hüseyin Vassaf, Mevlid, 1999;

Yesevîlik Bilgisi, 2000;

Giritli Salacıoğlu Mustafa, Dîvân, 2000;

İsmail Hakkı Bursavî, Şerh-i Nazm-ı Ahmed, 2000;

Belgelerle Orhan Velî, 2000.

Türk Edebiyatında Şathiyye, 2001;

Bayburtlu Celâlî ve Şiir Dünyası, 2000;

Ümmî Dîvân Şairleri ve Enverî Dîvânı, 2001;

Muslihüddin Vahyî, Mirâc, 2001;

Eroğlu Nuri, Dîvânçe-i İlâhîyat, 2002 (2. baskı 2016);

Elmalı'nın Canları, 2003;

Üsküdarlı Mustafa Manevî, Dîvânçe-i İlâhiyât, 2003;

İbrâhîm Hâs, Yûnus Emre'nin Bir Şiirinin şerhi-Çıktım Erik Dalına, 2003,

Safranbolulu Mehmed Emin Halvetî, Mir'âtü'l-Âşıkîn ve Mizânü'l-Âşıkîn-Âşıklara Ayna ve Terazi, 2003 (2. baskı 2017);

Eroğlu Nûri, Tasavvuf Bi't-Tarîkat-Tasavvufa Dair, 2003;

İbrâhîm Hâs, Yûnus Emre'nin Bir Şiirinin Şerhi-Çıktım Erik Dalına, 2004,

Çankırılı Bir Melâmî Şair-Abdullah Özay, 2004,

Üsküdarlı Muhammed Nasûhî ve Dîvânçe-i İlâhîyâtı, 2004;

Ünsî Hasan Şabânî, Dîvân-ı İlâhiyât, 2004;

Yûnus Emre Külliyâtı I, II, III, IV, V, 2005;

İbretî, Dîvân-ı İlâhîyat, 2005;

İbrâhîm Hâs, Tasavvufî Konuşmalar, 2005 (2. bsk. 2016);

İbrâhîm Hâs, Tasavvufî Mektuplar, 2005;

Aziz Mahmûd Hüdâyî, Dîvân, 2005;

Hüseyin Vassâf, Mevlid Şerhi-Gülzar-ı Aşk, 2006 (2. baskı 2013);

Üsküdarlı Selâmî Ali Celvetî-Hayatı, Tarîkatnâmesi ve Vakfiyesi, 2006:

Ali Urfî, Tasavvufî Sorular ve Cevaplar, 2006;

İbrâhîm Has, Şabâniyye Silsilesi, 2006;

Üsküdarlı Nasûhî, Hz. Peygamber Yolunda Tasavvuf, 2006;

Sinop Gazetesi'nin Tanıklığında Millî Mücâdele, 2006;

Yûnus Emre Külliyatı 6 Cilt 2008;

Hallâc-ı Mansûr Menâkıbnâmesi, 2008,

İşitin Ey Yârenler, 2008;

Aşk Bir Güneşe Benzer, 2010;

Dervişler Hüma Kuşu, Aşk İmamdır Bize, İstanbul 2010;

Limni’de Sürgün Bir Veli, 2010;

Burc-ı Belâda Bir Merd-i Hudâ Niyâzî-i Mısrî, 2010;

Şeyh Muslihiddin Mustafa Halveti-Divan-ı İlahiyat, 2010;

Ahmed Matlai Halveti-Divan-ı İlahiyat, 2010;

Ünsî Hasan Şabânî, Kelâm-ı Azîz-Bir Erenin Söyledikleri, 2011;

Niyâzî-i Mısrî’nin İzinde Limni’den Geliyorum, 2011;

Ömer Fuâdî, Dîvânçe-i İlâhîyat, 2012;

Tapduk Emre, 2012;

Hüseyin Vassâf, Dîvân 2012;

Bursalı Kâsımzâde Seyyid Mehmed Emin Halvetî, Dîvân-ı İlâhiyât 2012;

Niyâzî Mısrî, Sarajevo 2012;

İşitin Ey Yârenler, 2015;

Hazret-i Pîr Şabân-ı Velî ve Şabânîlik, İstanbul 2012;

Geredeli Mustafa Rûmî, Dîvân-ı İlâhiyât, 2013;

Senâyî Hasan Şabânî, Dîvân-ı İlâhiyât, 2013;

Muslihiddîn Vahyî, Mirâç, 2013;

Yunus’un Gül Bahçesinden C. I, II, Ankara 2013;

Hüseyin Vassâf, Mevlid Şerhi-Gülzâr-ı Aşk, 2013;

Halvetî Şabânî Yolunun Adâbı, 2013;

İbrâhîm Hâs, Yûnus Emre'nin Bir Şiirinin Şerhi-Kerpiç Koydum Kazana, 2014;

Seyyid Muhammed Nûrü’l-Arabî, Niyâzî-i Mısrî Dîvânı Şerhi, 2014;

Eşrefoğlu, Divân-ı İlâhiyât, 2014 (2. baskı 2016);

Şâir Yûnus, Tahran 2014;

Yûnus Emre-Divan-ı İlâhiyat, 2014;

Yahya-yı Şirvânî’den Şabân-ı Velî’ye Halvetiyye, Bakü 2014;

Kırımlı Şeyh Selim Divane-Vahdet-i Vücuda Dair Ariflerin Delili ve Müşkillerin Anahtarı, 2014;

Bursalı Mehmed Tâhir, Seyyid Muhammed Nûrü’l-Arabî Menâkıpnâmesi, 2014;

Arşiv Belgelerine Göre Niyâzî-i Mısrî ve Dergâhları, Ankara 2015;

Yûnus Emre İle Aşk Yolculuğu, 2015,

Eroğlu Nûri Halvetî- Tasavvufa Dair, İstanbul 2015;

İlyas İbn İsa Saruhanî, Mecdüddin İsa Bayramî Menâkıpnamesi-Nutk-ı Şerifler 2016;

Eroğlu Nuri, Dîvânçe-i İlâhîyat, 2016;

Rumeli Alperenleri, 2016;

Hüseyin Vassaf Bey, Gerçeği Gösteren Ayna, 2016;

Hasan Ünsi Halveti ve Menakıpnamesi, 2013, (4. baskı 2016);

Enfi Hasan Hulus Halveti-XVI. Ve XVIII. Asırlarda Yaşayan Veliler ve Deliler-Tezkiretü'l Müteahhirin 2016;

Niyazi-i Mısri Halveti- Divan-ı İlahiyat, (5. baskı) 2015;

Sinan-ı Ümmi Halveti, Divan-ı İlahiyat, 2016;

Cihangirde Bir Aşk ve İrfan Ocağı, 2016;

Osman Kemali, Aşk Sızıntıları, 2016¸

Azerbaycan Bilgeleri, 2017;

Erenler Kitabı, 2017;

Üsküdarlı Mehmed Nasuhî Halvetî-Seyr ü Sülûk Mektupları, 2017;

Osman Kemali-İrfan Sızıntıları, 2017;

Denizlili Mehmed Emin Efendi, Nereden Gelip Nereye Gidiyor İnsan-Hakikatten Bir Bahis, 2017;

Muhammed Nuru’l-Arabî-Nesefi Akaidi Şerhi, 2017;

Melamet Kalesinin Hazinedârı Niyazi-i Mısri, 2017;

Elmalılı Vahib Ümmi Halvetî-Divan-ı İlahiyat, 2017;

Hazret-i Pir Şaban-ı Veli Kitabı 2018.

 

 



Kapat